16 Ağustos 2013 Cuma

Yaşam Sabiti

 
Vücut sıcaklığı hep çok ilginç gelmiştir bana. örnek +3 derece değişse bilinç kapanır, beyin kaynamaya başlar, hareket edemezsin bir de ilginçtir (bilimsel olarak değil aslında) üşürsün. sonra müdahale edilmezse ya kalıcı hasar oluşur ya da elvedalarsın kendini. sadece 3 derece.. bütün o düşünen, yaratıcı olan , yaralayan ,öldüren ,kızan, ağlayan, seven, terk eden, koşan ,zıplayan, bulan, kaybeden, yapan , yıkan insan bedeni sadece +3.. herhangi bir maçın uzatma süresi gibi.. belirli bir stabil aralıkta değilsen yaptığın şeyin hiç bir önemi kalmıyor bu hayatta. 37 değilsen hiçbir şey yapamıyorsun. Fen konulu derslerimizde gördüğümüz N.Ş.A (normal şartlar altında),ekonomi derslerinde gördüğümüz Ceteris Paribus (Diğer tüm durumlar sabitken) hep bir şeylere bağlı sabitler sabit olurken, diğer şeyleri olabilir kılıyor. Ancak bir şeyler sabitken yaşayabilirsin,sevebilirsin, gülebilirsin ya da kısaca özgürsün aksi durumda özgür olma durumun onu kullanamadığın için senin için hiç bir şey ifade etmeyecektir. Diğer şartlardaki küçük değişimler hayata bakış açımızı da karar verme durumumuzu da değişimin yaratan küçüklükten çok daha büyük ölçekte etkiler. Günlük yaşamımızda ortak hayatımızın sabitlerini unutup yaşarız nasıl olsa hepimizde var diye (eşitliğin iki yanındaki aynı rakamları silmek gibi). İki mutlu insan birbirlerinin sağlıklı olduğunu düşünür ve sormak gereği bile duymaz belki. Sabiti şaşan insanlar için bulduğumuz geçmiş olsun, çok üzüldüm, dikkat et kendine ya da allah rahmet eylesin gibi söylemler sadece geçici bir eşitlik arama durumudur. Çünkü insan kendi sabitini unutmak için kendi gibi sabiti unutabilecek arkadaşlıklar dostluklar kurmak ister. Böylece eşitliğin iki tarafındaki rakamları siler ve hayatına devam eder. Bulamazsa her zaman kendi eşitliğindeki sabiti hatırlayıp ne yazık ki mutlu olamaz. Kendi sabiti bozulacak endişesiyle dolanır durur. Mutlak bir sabite bağlı yaşayan bu insanlığın -ki maalesef bazı sabitlerimizi biz seçemiyoruz doğuştan geliyor- mutlu olmak için olmazsa olmaz olan tek kuralı bağlı olduğu sabitliğini unutmaktır. Doğuştan gelen sabitliklerimize günlük hayatımızda otomatik olarak yaptığımız bu eylem, sonradan kazandığımız sabitliklerimizde ise süreç içinde kendini zamanla gösterecektir. Hayat hiç kimsenin sabitini 36,5'dan ayırmasın.

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Her Okuduğun Şiir Çok Acıtsada Kendi Aldıklarını Lütfedemezsin

 
"Bir istasyondan diğerine hareket için beklediği rahat tren koltuğunda özensiz silinmiş temiz sayılabilecek camdan biçimsiz bir manzarayı seyrederken; yırtılmış sayfaların , kalemin şiddetinden izi kalan diğer sayfalarına başka hikayeler yazmak için açmıştı kırmızı defterini. Bazı harflerin, izi sayfada kalmış aynı harflerle tesadüfen denkleşmesi şaşkınlığına pek aldırmamayı tercih etti. Çünkü biliyordu kurulup yıkılmış bütün uygarlıklar gibi gelecekte yapılacak ilk kazıda ilk bulunacak olan yıkılan son uygarlık olacaktı her ne kadar – eğer bulunabilirse – daha önceki uygarlığın nominal değeri daha değerli olsa da . Ama realist tarzına bu nominal değeri yakıştıramadığı ve bir önceki uygarlığın bulunacak olmasına olmayan inancı, aldırmamasına olan inancını sağlamlaştırmıştı. Koltuğuna biraz daha yaslandığı sırada sapsarı kurumuş ot manzarasının sıkıcılığını çok sevdiği şarkının “rahata kondu her felaket” dizeleri bozdu. Bir soyutu somutladığın zaman yapacağı ilk işin somutlayanı soyutlamak olduğunu bildiği için bu dizeyi sıfatlandırarak somutlaştırmak istemedi. Göz makyajını uykusunu örtmek için yapmış olduğu çok belli olan hostes’in “ne içmek istersiniz?” sorusuna her ne kadar her zamankinden demek istese de hiçbir zaman var olmadığını hatırlayıp sade kahve demekle yetindi. Hiç kimse kimsesizken hiç kimsenin her şeyim şeklinde büyük bir vaadi olmamalı diye düşündü gözlerini yukarıya doğru kaldırırken. Çok da fazla uzun sürmeyen bu hareketi esnasında gözüne çarpan acil çıkış kapısı kolunun kendisine bakan tarafında yazan acil durumlarda çevirin ibaresini kendi bedeninde aradı hızlıca. Öyle büyük bir kapıya da ihtiyacı yoktu. Birkaç gece önce, önce görünüp sonra kaybolan yanlış zamanlı doğru fotoğraf onu zaten son çıkış kapısının önüne bırakmıştı. Tek bir adım sonra bütün sorularının öznesi ortadan kalkacak ve geriye kalan sıfatsız betimlemelerin hiçbir anlamı kalmayacaktı. Bir adım sonra baştan olmak üzere sonlanacaktı. Tek bir hikayesinin bu kadar uzun zaman tamlamalarıyla birleştiğini hiç hatırlamıyordu. İlk yolculuğunun aksine bu defa , o kadar rahat olmayan, camlarının silinip silinmediğini bilmediği karanlık bir yolculukta, bitmiş olan kalemini iyi niyetli bir muavinin uzattığı farklı renkte yazan kalemiyle değiştirerek zamanı sayıyordu. Yeni kalemin yazdığı sayfalarda daha önceki tesadüflerin hiçbirini yoktu. Bu boş ve temiz sayfaların kendine has anılarının olmayışı onu daha nazik olmaya davet etse de kendi çizgisinden ayrılmayacağını biliyordu. Başladığı gibi devam etmeli ve sonlanmalıydı. Soğuk duvarlı bir yol tünelinin tavanından yayılan sarı sıcak ışık, otobüsün tepesinden yayılan soğuk beyaz ışıkla anıları olmayan defter sayfalarında buluşuyordu. Başka bir hikaye yazarının hikayesinin özetini görmüş gibi gülümsedi. Onun hikayesinde uzun zamandır yazmasına eşlik eden kimi zaman sönüp istediği zaman yanan bilindik ve alışılmış beyaz ışıkla, hayatının birkaç satırlık anına eşlik etmiş en karanlık zamanlarında aydınlatmaktan büyük mutluluk duymuş büyüleyici olduğunu söylediği sarı ışığın hüzün ve mutluluğu vardı. Sarı ışığın büyüleyici davetinden emin olmasına rağmen , beyaz ışık yandığı için otobüsten inmemişti. Hikayenin sonunda yazar bir gün varış istasyonuna geldiğinde mecburen kapanacak olan beyaz ışık, kendi defterini karanlığa gömdüğü zaman elinde bir avuç herhangi bir şey kalmayınca , sarı ışığı unutmak adına uydurduğu bütün bahanelerin artık kendini iyi hissettirmeyeceğini anlayacaktı. Sarı ışık ise tünelden geçmek isteyen yolcular için bırakıldığı yerde durup bir gün sonsuza kadar aydınlatacağı hikayesini bekleyecekti. Kahramanları artık var olmayan hikayeleri yazmak sadece zamanı tekrarlamaktı. Yaşanılmış yeni anıların olmayışı sadece anlatanı ilgilendiren ve duyulması hiçbir anlam ifade etmeyen sıkıcı bir askerlik anısını anlatmaktan farkı yoktu. Birazdan varış noktasına gelecek ve kendi hikayesini anlattığı kendi beyaz lambası sönecekti. Elvedalayamadığı hikayesi için bundan güzel bir veda olamazdı. Emanet aldığı kalemi geri vermek için muavine seslendi. Camdan dışarı baktı ve yaşadığı şehrin uzaktan ördeğe benzeyen siluetini gördü. Birazdan ara verdiği hayatına geri dönecekti. Belli belirsiz bir duyguya kapıldı. Bir hikaye yazmak için yapılması gereken her şeyi yapmıştı. Kalemi teşekkür ederek muavine uzattı. Muavin, kalem kağıdın üzerinde son hareketlerini yaparken “iyi geceler abi” dedi. Kalemi uzatmadan önce kağıtta kalan son kelimeler hoşç" Defterde yazanlar bu kadardı.Kalemin olmayışı deftere duygunun tümünü yansıtıp yansıtmadığını okura bırakmıştı. Belki başladığı duyguyu bitirmiş , belki de bitirememişti. Bitirdiği tek şey başlamış olan hikayesiydi.