24 Haziran 2011 Cuma

Anlayabilecek misin?
















Bu kişisel bir intikal..nerden geldiğini bilerek ama nereye gideceğine aldırmayarak yapılmış bir seçim.. her neyse sonuçta bir değişim ve her değişim gibi bunun da bedeli hem bedensel hem de ruhsal olarak gösterecektir elbet kendini. ne gerek vardı buna deme.. insanların gereksiz yaptıkları işleri düşün..göreceksin ki bu gereksizlikler aslında başka gerekliliklerden kaynaklanmakta.. kelebek etkisi gibi gereksiz görünen bir kanat çırpışın yarattığı tsunami şeklinde. iyi yanından bak birazda Ricardo'yu hatırla.. en iyi yaptığın şeyi yap ve daha az iyi yaptığın şeyi bırak başkası yapsın..bu zamana kadar Smith'in ne kadar yanıldığını görerek yaşadın..bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler sadece politik davranışların zamana olan kazanımlara etkisini yansıtır..farklı olarak bunu yaşamın tematik alanına yansıtman sana sadece şuursuzca spiritüel bir inanış sağlar..bu seni mantıklı düşünmekten alı koyar. diyebilirsin ki her zaman mantıkla hareket etmek seni insan olmanın verdiği doğasal etkilerden kendiliğinden oluşan ve engelleyemediğin anlardan uzaklaştırır..haklısın uzaklaştırır ama dediğim gibi bu bir seçim.. nasıl mutlu oluyorsan öyle yaşamalısın. hem neden kendime hakim olayım ki? bu beni aynı zamanda kendimin kölesi yapmaz mı? Plato'nun da dediği gibi hem köle hem efendi aynı bedende..2 kere 2 benim iradem olmadan da 4 edecekse nerde kaldı benim iradem demiş Dostoyevski..İşte orada kaldı..o irade değiştiremediği gerçeklikte kaldı.. bırak taşıma daha fazla yük olmasın sana.. çünkü değiştiremeyeceğiz insanlığın inandığı ortak değeri ve ona körü körüne bağlanan, farklılık yaratmak istediğin zaman seni değerler dedikleri inanışlarıyla boğan insanların düşüncelerini. ben kelebek değilim ve etkimin yaratacağı bir tsunami yok.. belki birkaç yıldız kayar bir kaç volkan patlar bir iki ülke yok olur o kadar.. benim adımın geçtiği yerde de bu olacakların hiç bir önemi yok. Not:Fotoğraf alıntıdır ben çekmedim.

4 Haziran 2011 Cumartesi

Hüzün














Hüznün olduğu yerde en az bir kadın mutlaka vardır. O kadın ya bunu bizzat yaşar ,ya yaşatır ya da yaşattırır. Bu duygu diğer kavramlar gibi insan tarafından merak edilip keşfedilmemiştir. Yaradılışta vardır. Tanımlanamaz, anlat derseniz birine size anlatamaz. Görebilmek için bakmak yetmez, anlamak için kalbe ihtiyacınız vardır. Acıya dönüşürse bitirir insanı. Acı bedeni sarar , insanı ele geçirir. Uykudur bu duygunun ilacı uyanana kadar. Öyle bir zamanlaması vardır ki beyniniz uyandığı vakit vücudunuz hazır değilse bile uyanmaya, o uyanır. O an insana asırlardır bu duyguyla yaşıyor gibi gelir. Gözünüzü açtığınız vakit başlar bu azap. Kalbiniz sıkışır.. uyandığınıza lanet edersiniz en kötü kabusu görüyor olsanız bile. Acı çekerek uyanırsınız.. mezardır o an yatağınız canlı canlı gömüldüğünüz. Yine bir kadındır yardımınıza koşan. Bir kadının karanlığını başka bir kadının aydınlığı dağıtır. Çoğunlukla tersine işler.. Acıların sonunda ortaya çıkıverir. Artık acı bile canınızı acıtmazken, bedeninizde kalan son enerjinin dönüştüğü haldir. Uyuşmuş bedende, titrek dudaklarda, kurumuş gözlerde, donuk bakışlarda ben buradayım der. Hüzün büyümüş acılarımızdır. Dışarıdan bakıldığında görülen sadece geçmekte olan bir bulutun gölgesidir. Hüzünlü biri bunları yazamaz.. Tarif edecek durumda değildir duygunun kendisini. Fakat en güçlü haldedir yazmak için hikayesini. mehmetsameterdem Not: Fotoğraf alıntıdır.