Saat 02.00…
Gökyüzüne baktığın zaman bütün yıldızları rahatça görebildiğin, sayabildiğin, hatta yeterince deliysen konuşabildiğin, sessizliği bozan tek şeyin beraberindeki arkadaşların olduğu çok güzel bir yerdir Adabaşı..
Kalabalık yine böyle cumartesi gecesi evrene çığlık atılan gecelerden.. Bir ara durdum sıkıldım sanırım bilmiyorum.. Televizyonda bir kadın vardı bir ara hatırlar mısın bilmem uzaylılar beni anten olarak kullanıyor sürekli mesajlar yolluyor diye yırtınıyordu.. Her neyse o geldi aklıma sonra durup uzun uzun baktım gökyüzü dediğimiz geçmişe bana da bir selam verirler mi diye.. Bir süre bekledikten sonra yeterince deli olmadığımı fark edip üzüldüm.. Halbuki fena değilimdir bu konuda.. Sonra pat bir yıldız kaydı.. O kadar uzun sürdü ki nereden baksan 4 -5 saniye sanırım.. Arkaları dönük olan beraberimdeki heyete arkanızda şuna bakın bile diyemedim.. Sadece izledim.. O kalabalıkta ben ve yıldız.. İçime aktık o yıldız benim o gece.. Kırmızıydı bir kısmı böyle beyaz kuyruklu..
Ölümüne sevindiğimiz, dilek tuttuğumuz, bizi heyecana boğan tek şeydir belki bir yıldızın ölüm anı. Dilek bile tutamadım biliyor musun..Sadece o anın bitmemesini istedim.. Kendimi Fight Club filminin son sahnesinde Edward Norton gibi hissettim.. Dikkat ettin mi bilmem ama film boyunca Edward Norton’un ismi yoktur “anlatıcı” olarak geçer şu anda olduğu gibi.. O sırada elimi tutan bir Marla Singer ve Pixies yoktu belki ama ne vardı biliyor musun?..Kentin üstünde dolanan soğuk bir ay ve bir aşkı dinlendirmeye çalışan yarı deli bir “anlatıcı”.
Peki sormak istiyorum “okuyucu”
where is my mind?
13 Eylül 2011 Salı
2 Ağustos 2011 Salı
resital

piyano gibi hissediyorum kendimi.. eller geziniyor üzerimde herkes başka bir tuşuma basıyor başka bir ses duymak için..kırmıyorum bende kimseyi istedikleri sesleri vermek için çünkü sonun da bir melodi oluyor ve bu melodi ben oluyorum. müzik güzelleştikçe daha çok çalınıyorum..1993 yılında çalınan ilk eser 27 sayfaydı. 1999 yılında müziğe dönüştü 2000 yılında revize edildi sonra eskidi bitti. çalınmasını istediğim hiç bir eser yok çünkü akor bozuksa neyin çalındığının da önemi yok..evet akorum bozuluyor..bekliyorum ki yapılsın olmayınca da kendim yapıyorum.. bir süre sonra onuda yapamicam ve melodi tamamen bozulacak..notalar aynı olacak tuşlar aynı kalacak ama ortaya çıkan müzik ya ağlatacak ya da hüzünlendirecek.
24 Haziran 2011 Cuma
Anlayabilecek misin?

Bu kişisel bir intikal..nerden geldiğini bilerek ama nereye gideceğine aldırmayarak yapılmış bir seçim.. her neyse sonuçta bir değişim ve her değişim gibi bunun da bedeli hem bedensel hem de ruhsal olarak gösterecektir elbet kendini. ne gerek vardı buna deme.. insanların gereksiz yaptıkları işleri düşün..göreceksin ki bu gereksizlikler aslında başka gerekliliklerden kaynaklanmakta.. kelebek etkisi gibi gereksiz görünen bir kanat çırpışın yarattığı tsunami şeklinde. iyi yanından bak birazda Ricardo'yu hatırla.. en iyi yaptığın şeyi yap ve daha az iyi yaptığın şeyi bırak başkası yapsın..bu zamana kadar Smith'in ne kadar yanıldığını görerek yaşadın..bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler sadece politik davranışların zamana olan kazanımlara etkisini yansıtır..farklı olarak bunu yaşamın tematik alanına yansıtman sana sadece şuursuzca spiritüel bir inanış sağlar..bu seni mantıklı düşünmekten alı koyar. diyebilirsin ki her zaman mantıkla hareket etmek seni insan olmanın verdiği doğasal etkilerden kendiliğinden oluşan ve engelleyemediğin anlardan uzaklaştırır..haklısın uzaklaştırır ama dediğim gibi bu bir seçim.. nasıl mutlu oluyorsan öyle yaşamalısın. hem neden kendime hakim olayım ki? bu beni aynı zamanda kendimin kölesi yapmaz mı? Plato'nun da dediği gibi hem köle hem efendi aynı bedende..2 kere 2 benim iradem olmadan da 4 edecekse nerde kaldı benim iradem demiş Dostoyevski..İşte orada kaldı..o irade değiştiremediği gerçeklikte kaldı.. bırak taşıma daha fazla yük olmasın sana.. çünkü değiştiremeyeceğiz insanlığın inandığı ortak değeri ve ona körü körüne bağlanan, farklılık yaratmak istediğin zaman seni değerler dedikleri inanışlarıyla boğan insanların düşüncelerini. ben kelebek değilim ve etkimin yaratacağı bir tsunami yok.. belki birkaç yıldız kayar bir kaç volkan patlar bir iki ülke yok olur o kadar.. benim adımın geçtiği yerde de bu olacakların hiç bir önemi yok.
Not:Fotoğraf alıntıdır ben çekmedim.
4 Haziran 2011 Cumartesi
Hüzün

Hüznün olduğu yerde en az bir kadın mutlaka vardır. O kadın ya bunu bizzat yaşar ,ya yaşatır ya da yaşattırır. Bu duygu diğer kavramlar gibi insan tarafından merak edilip keşfedilmemiştir. Yaradılışta vardır. Tanımlanamaz, anlat derseniz birine size anlatamaz. Görebilmek için bakmak yetmez, anlamak için kalbe ihtiyacınız vardır. Acıya dönüşürse bitirir insanı. Acı bedeni sarar , insanı ele geçirir. Uykudur bu duygunun ilacı uyanana kadar. Öyle bir zamanlaması vardır ki beyniniz uyandığı vakit vücudunuz hazır değilse bile uyanmaya, o uyanır. O an insana asırlardır bu duyguyla yaşıyor gibi gelir. Gözünüzü açtığınız vakit başlar bu azap. Kalbiniz sıkışır.. uyandığınıza lanet edersiniz en kötü kabusu görüyor olsanız bile. Acı çekerek uyanırsınız.. mezardır o an yatağınız canlı canlı gömüldüğünüz. Yine bir kadındır yardımınıza koşan. Bir kadının karanlığını başka bir kadının aydınlığı dağıtır.
Çoğunlukla tersine işler.. Acıların sonunda ortaya çıkıverir. Artık acı bile canınızı acıtmazken, bedeninizde kalan son enerjinin dönüştüğü haldir. Uyuşmuş bedende, titrek dudaklarda, kurumuş gözlerde, donuk bakışlarda ben buradayım der. Hüzün büyümüş acılarımızdır. Dışarıdan bakıldığında görülen sadece geçmekte olan bir bulutun gölgesidir.
Hüzünlü biri bunları yazamaz.. Tarif edecek durumda değildir duygunun kendisini. Fakat en güçlü haldedir yazmak için hikayesini.
mehmetsameterdem
Not: Fotoğraf alıntıdır.
12 Mayıs 2011 Perşembe
Hayatın Kimyası

Bir sürü insan çeşidi var değil mi hayatta..Bunların hiçbirisi birbirlerine benzemese bile ortak toplum kuralları ve yasalar bir çoğunu aynı hizaya sokar. örneğin bazı insanlar soygazlar gibidir bileşik oluşturamazlar doludur bütün orbitalleri doldurmuştur başka şeylerle hayatını bir orbitalle ya da bir kadınla doldurmuştur.
Bütün atomlar ya da insanlar soygazlara benzemeye çalışırlar amaç odur. Hayatı tamamen doldurmak verilenlerle. Kimi insan iyonik bağlanmayı sever bir şeyler verirken bir şeyler alır ama amaç aynıdır orbitalleri doldurmak ya da hayatı. Alırsın verirsin alırsın verirsin birgün bakmışsın ki dolmuş bitmiş ne alacak bir şey kalmış ne de verecek. Kimi insan kovalent bağla bağlanır ortak bir şey bulurlar ve onun etrafında dönerler bu ortak şeyi beraber kullanırlar ve bu ortak şeyle bir bütün olurken aynı zamanda birer birey olurlar. Evlenirler mesela çocukları olur o çocuk o kişileri bir aile yapar ve ayrı ayrı sorumlu birey. Kimileri aşık olur kutup falan kalmaz ortada birbirine bağlanırlar şuursuzca apolar kovalent bağla. Kimi insan polar kovalentle bağlıdır. Birbirlerinden çok farklıdırlar ama ortak bir noktada bulunurlar bir değer bulmuşlardır ve birleşmişlerdir. Ve bazı ise 2 li 3 lü bağlar yapabilmektedir. Sigma ya da pi bağlanırlar bir şekilde. İki insan birbirini görünce bazen Van Der Waals çekimleri oluşur, Dipol - Dipol etkileşimleri başlar bazen. Kimisi platoniktir hidrojen bağı gibi. Bir insanın ya da bir atomun yapabileceği bağ sayısı; onun sahip olduğu veya çok az enerji ile sahip olabileceği yarı dolu orbital sayısı kadardır.
Kimyager falan değilim ama kimya benimde ne tür bir bağ yapım olduğunu çözseydi eğer hayat benim için daha kolay olurdu. Çünkü bağ benim için bir ağ ve ben, o ağa takılan dev bir balinayım.
7 Şubat 2011 Pazartesi
Bedel

Sanırım yaşlanıyorum artık...Önceden keyif aldığım şeylerden yavaş yavaş kopmaya sıkılmaya ve yorulmaya başlayınca anladım bunu..birde artık atlet(ama kolsuz) giyebiliyorum ki benim için mucize denebilir..Geçenlerde kendimle yaptığım yüzleşmelerden birinde konu olarak "geçmişte ne kadar başarılıyım" başlığını seçmiştik..Ben dedim ki güzel yaşadım hızlı yaşadım ne bilim geldim gördüm yendim işte..Benden içerdeki ben dedi ki sana bir kaç soru sormak istiyorum sahip hazır mısın? dedim hazırım sor..dedi ki " 1)Kaç yaşındasın? 2)Hislerin çalışıyor mu? 3)Elinde ne var?..Ben sonra düşündüm bu soruları..ilk 2 sorunu cevabını bildiği için üçüncü soruyu asıl vurucu soru olarak sormuştu benimki..Hayır dedim hislerim ölmedi ama uzun derin bir uykuda artık..Ve evet geçmişim bana senin ima ettiğin anlamada bir şey kazandırmadı..Ama kazandırdıklarıyla uzaktan görmeden merhaba demeyi öğrendim, görmeden bakmayı,güldürmeyi,ait olduğumu hissetmeyi,canımı çıkarıp fırlatabilecek kadar cesur olmayı,belkide 12 yıl sonra tekrar sevebilme cesaretini göstermeyi öğrendim..Dedi ki" iyi de sahip Dale Carnegie'i bilirsin şöyle demişti "Asıl görevimiz uzaktaki belirsiz şeylerle uğraşmak değil elimizdeki belli olanla ilgilenmektir".Bu lafı söylememiş miydi sana şovalye olduğunu zannettiğin zamanlarda hatırlıyor musun? "Evet hatırlıyorum"..
"Değer taşıyan tek hikaye vardır, oda bedelini benim ödediğimdir."İşte Hikaye Size..
"yormadan sormadan seveceğim seni sadem
gönlüme sarmadan ya buna var mı müsaden
hiç durmadan yorulmadan
seni bekleyeceğim zaten
evime düşen bir kaç saç telin olmadan
ya buna var mı müsaden..."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
