Hiç bu kadar fazla martıyı bir arada duymamıştım. Herhalde dedim o kadar geç oldu ki erken bile sayılabilir. Gitmek için yerimden doğrulmak istediğim anda vücudumun çeşitli bölümlerinin kendi içlerinde bağımsızlıklarını ilan ettiğini anladım. Kendimce onlar için bu anlamlı günü kutlamak adına arkada belirli belirsiz çalan melodinin sözlerinden ziyade beni götürdüğü yerle ilgilenmeye başlayalı iki dakika olmamıştı ki bana benzeyen benden daha gençce bir delikanlı yaklaştı yanıma. Yaklaştıkça tanımaya tanıdıkça da uzaklaşmaya başladım ufuk zannettiğim çizgiye bakarak. “Kaç kere dedim sana”? dedi. “Boğazkere” dedim. “Anlamadım” dedi. “Kalecik Karası, Öküzgözü.. Yabancılar da var ama benimle ilgisi yok” dedim. Duraksamadı bile. Denize doğru yürürken duydum” Çınarlı, kubbeli, mavi bir liman..” dediğini.. Dudaklarımdan çıkıp çıkmadığını hatırlayamadım hiçbir zaman “beni o limana çıkaramazsın” dediğimi.
Etrafın neden karanlık olduğuna anlam veremeyene kadar gözlerimi açamadım. Açınca da etrafıma bakmadan tekrar kapattım. Neme Nazım “Çok Yorgun”dum.
27 Mart 2016 Pazar
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder