Dün aksam ailece yaptığımız geleneksel hafta sonu yemeklerinden
birinde çok ilginç konular tartışıldı.. Babamın hayati fazla ciddiye alan tarzı
ki öyle olmaması için hiçbir neden yok aslında, kendi açısından her bireyin
aile içinde de olsa ne kadar farklı bakış açılarına sahip olduğunu bir kere
daha kanıtladı bana. İçinde bulunduğum çalışmama olgusu beni rahatsız etmese de
babam benden daha fazla endişeliydi bunun için. Annem ve babam bir an önce işe başlamamın
hayatim için en doğru seçenek olduğunu düşünse de ben hayati yeni yerler keşfetmek,
fotoğraf çekmek, yeni tatlar, insanlar, yaşamlar, yemekler.. tatmak olarak gördüğüm
için gezgin yapım gereği bunun için erken olduğunu düşünüyorum. Şu andaki en büyük
sıkıntım ne borsadaki paramın ne olduğu, ne patronuma yarın sunacağım sunumun
bitip bitmediği, ne de iş yerimden kaçta çıkıp neye ne kadar zaman ayırmam gerektiği..
Bunları nedense insanın kendi kendine ortaya çıkarttığı gereksiz kasmalar
olarak görüyorum şu kısacık konuklukta.. Benim tek sorunum yeni alacağım fotoğraf
makinemi nasıl daha ucuza alıp hangi lensleri almak konusu..İste bu benim için şu
anda çözmem gereken en büyük problem. İnsan ortalama 60-70 yıl yaşayacağı bu
hayatin ki bu rakamın 1/3 u fark edemediğimiz, yaşayamadığımız ilk 20 yıl içinde
geçtiği son yirmi yılın ise istediklerimizi yapacak ne enerjiye nede imkana
sahip olabileceğimiz düşünülürse en verimli bu çağımda hayati neden kaçırayım?..
Evlenen arkadaşlarıma bakıyorum hayatları bir standartta akşam dizi izlemeye bazıları
çocuk bakmaya ya da ev gezmelerine ayırmaktan `ya biliyor musunuz 27 Avrupa ülkesindeki
sivil toplum kuruluşları gönüllüler bekliyor neden katılmıyoruz?` dediğimde gözlerindeki
konuyu anlayamamanın yanında `ya ne diyor bu nasıl gideceğiz ben aksam eve
gitsem de yatsam diye bekliyorum` seklindeki bakışları benim ya ben bir
yerlerde yanlış yapıyorum ya da insanların yarısından çoğu şeklinde düşünmeme
neden oluyor. Nedense beni hep uzaklar çağırıyor.. başkalarını çağırmıyor mu
acaba? ben seçilmiş kişi miyim ya da bu insanlar bu çağrıları duymuyorlar mı? Ya
da duyup göz ardı mı ediyorlar? Son günlerde televizyonda bir reklam var İş Bankasının yeni
uçuş kartını tanıtıyor. Şöyle bir cümle var orada `biraz uzaktan bakıldığında
hayatınız bu iki nokta arasında` seklinde. Acaba size biraz uzaktan bakıldığında
hayatınız hangi iki nokta arasında bunu hiç düşündünüz mü? Benim hayatımın bir doğrudan
öte karmaşık çok bilinmeyenli bir denklemin çoklu kombinasyonları seklinde olmasına
rağmen her gün bu denkleme bir bilinmeyen daha nasıl eklerim diye düşünüyorum. Hayat
ne çok fazla düşünmeye ne de bir şeyleri ertelemeye yetecek kadar uzun
..Gidin-Görün-Yenin.. Denklemlerinizdeki bilinmeyenlerin artması dileğimle son
sözüm ` Bulunduğun kıyıdan ayrılamazsan, Okyanusun ötesindeki adalara asla ulaşamazsın`...

Gittim gördüm yendim :)
YanıtlaSilHayatlarımız hala 2 nokta arasında aslında, her nereye gidersek gidelim değişir mi? pek ihtimal vermiyorum ama önemli olan bisey olsa gerek MONOTONlaşmamak, bunun için bir reçeten var mı bay zero__cool?
evet var Sayin Cakan..:)
YanıtlaSilÇok güzel bir yazı olmuş ama denklemdeki bilinmezler denklemi daha karmaşık hale getirir,değil mi? Bence hayatı integral gibi yaşamalı ki bilinmeyenler arttığında türevini alabilesin.yani insan nereye giderse gitsin duyguları değişse de dusunceleri aynı kalır sonunda kendine döner.
YanıtlaSil